Soncase
Türkiye'den ve Dünyadan En Son Durum Haberleri

Thomas Hobbes kimdir? İşte düşünceleri, eserleri ve hayatı

Thomas Hobbes, 5 Nisan 1588 doğumlu filozof; felsefede materyalizmi, etikte haz ahlakını, siyasette monarşiyi benimsedi. En tanınmış eseri …

Thomas Hobbes, 5 Nisan 1588 doğumlu filozof; felsefede materyalizmi, etikte haz ahlakını, siyasette monarşiyi benimsedi. En tanınmış eseri olan 1651 tarihli Leviathan adlı çalışması, Batı siyaset felsefesinin izleyeceği yolu çizerek baş ucu eseri oldu.

Leviathan, Tevrat’ta geçen bir canavarın adı ve Hobbes için her şeye egemen olan devletin simgesiydi.

Bugün bir siyaset felsefecisi olarak tanınsada, tarih, geometri, etik ve genel felsefe gibi pek çok alanla ilgilendi.

YAŞAMI

Hobbes, 15 yaşındayken Oxford’a gitti ve orada skolastik mantık ve Aristoteles felsefesi öğrendi. 22 yaşındayken Lord Hardwick’in eğiticisi olarak 1610 yılında onunla büyük bir gezi yaptı. Çok etkilendiği Galilei ve Kepler üzerinde çalışmaya başlaması da bu tarihlere rastladı.

İtalya’da, Galilei’yi ziyaret etti, sonra İngiltere’ye döndü. Uzun parlamento 1640’ta toplandığı ve Laud’la Strafford Londra Kulesi’ne hapsedildiğinde Hobbes dehşete kapılıp Fransa’ya kaçtı ve 11 yıl boyunca dönmedi. Bir süre için Hobbes, geleceğin II. Charles’ına matematik öğretti. Bununla birlikte Leviathan’ı yayımlanınca, kitabın etkisi ani ve büyük oldu.

II. Charles’ın 1660’ta tahta geçerek monarşiyi yeniden kurması Hobbes’a bir kez daha öne çıkma olanağı sağladı. Piskoposlar ve adalet bakanı saraya alınmasına tepki gösterdilerse de, Hobbes’un kıvrak zekâsından ve nüktelerinden hoşlanan kral ona yılda 100 sterlin maaş bağlayarak portresini saraydaki galeriye astırdı. Avam Kamarası’nın 1666’da dine saygısızlığa ve ateizme karşı hazırladığı yasa tasarısı ise Hobbes’u güç duruma düşürdü. Yasa tasarısının gönderildiği komiteye Leviathan’ı da incelemeye alma talimatının verilmesi üzerine 80’ine yaklaşan Hobbes tehlikeli gördüğü yazılarını yaktı. Leviathan adlı yapıtın rasyonalist ve seküler ruhu mültecilerin çoğunun canını sıktı, hem Anglikanları hem de Fransız Katoliklerini sinirlendirdi. Bu yüzden başka tercihi olmayan Hobbes gizlice Londra’ya kaçtı ve korunma için İngiliz Hükümetine başvurdu. Orada Cromwell’e boyun eğerek her türlü siyasal çalışmadan kaçındı.

Boş zamanlarını doldurmak için, 84 yaşında, Latince ve nazım olarak kendi yaşam öyküsünü kaleme aldı. 87 yaşında, Homeros çevrisini yayımladı.

DÜŞÜNCE DÜNYASI

Thomas Hobbes, var olan her şeyin fizik madde olduğunu ve her şeyin maddenin hareketiyle açıklanabileceğini öne sürdü. Belli bir sınıfa alınması güç bir filozof olan Thomas Hobbes, Locke, Berkeley ve Hume gibi bir empirikti ancak onların aksine matematik yöntemin hayranıydı. Yalnız matematikte değil, onun uygulamalarıyla da ilgilendi. Genelde Bacon’dan çok, Galilei’den esinlendi.

Francis Bacon’ın ampirizminden etkilenen Hobbes’a göre dünya mekanik hareket yasaları tarafından yönetilen cisimlerin bütünüydü. İnsan ve hayvan bu bütünün bir parçasıydı. Onların fiziksel ve ruhsal yaşamları da tümüyle mekanik hareket yasalarına bağlıydı. Bu bakımdan tanrı, melek, ruh diye bir şey yoktu. Bunlar imgelemin ürünüydü.

Hobbes’a göre evrende töz (cevher) olarak yalnızca madde vardı. Felsefenin konusunu bu madde ve maddenin biçim almış bir durumu olan cisimler oluşturdu. Cisimler de ancak gözlem ve deney yoluyla incelendi. Maddenin dışında kalan Tanrı, melek, cin, şeytan, ruh gibi şeyler ise ilahiyata ait inanç konularıydı.

Hobbes’a göre devletin asıl amacı bireysel güvenlikti.

Erkin, toplum sözleşmesi ile tek bir elde toplanmasını amaçladı. Çatışma ortamının, doğal olarak kazanılmış haklardan feragat ederek daha büyük bir erke devri ile sonlanabileceğini savundu. Böylece herkesin temel hakkının korunacağı görüşündeydi. Hobbes’un görüşüne göre devletin ortaya çıkmasını sağlayan sözleşme ile insanlar, tüm tehlikelere karşı can ve mal güvenliklerini sağlama almış olurlardı. Hobbes’a göre sözleşme ile yaratılan yapay güç yani Leviathan, onları koruyup temsil edecekti. Leviathan, sözleşmeden almış olduğu yetkiyle güç kullanma tekeline sahip durumdaydı. Mutlak, sürekli ve bölünemez nitelikteydi. Bu durum modern devletin, ulus devlet olgusunun kuramsal dayanak noktasını oluşturmaktaydı. Hobbes, düzen olmadığı sürece kimsenin kendini güvende hissedemeyeceğini söyledi. Hobbes’un sözleşme teorisi bizi otoriter bir devlete götürdü.

Hobbes’un ‘insan insanın kurdudur’ (homo homini lupus) ve ‘herkesin herkesle savaşı’ (bellum omnium contra omnes) sözlerinden toplum sözleşmesi öncesi doğa durumunda kargaşa ve kaosun hakim olduğu anlaşılıyor. Leviathan adlı eserinde insanların güven içinde yaşamalarını ve her eylemlerinin sonucunun ortak faydaya yönelik olmasını sağlamak amacıyla hakların bir kişiye ya da kurula devredilmesi gerektiğini ve bu kurulun da devredilen hakları gözetmesi, haksızlıklara karşı cezalandırıcı görevi olmasını öngörmüştü. İnsanlar haklarını ve özgürlüklerini Leviathan isimli bir Ejderhaya başka bir deyişle Ölümsüz Tanrı’ya devrederlerdi.

Bunun karşılığı olarak ise Leviathan’dan düzen ve güvenlik beklerlerdi.

Hobbes da Niccolò Machiavelli gibi kiliseyi devlete bağımlı kıldı. Hobbes’un amacı, aynı Jean Bodin’inki gibi barış ve birliğin korunmasıydı. Fakat bu amaca, Bodin hoşgörüyle ulaşmayı amaçlarken Machiavelli ve Hobbes toplumu güderek ve zor kullanılarak bu ulaşmayı amaçladı. Üç düşünürün de benimseyip savunduğu yönetim biçimi mutlak egemenlikti. Üçü de görüşlerinde objektif ve tarihsel bir metot kullandı.

Bu dünyada en büyük mutluluk, diğer bütün şartların eşit olması koşuluyla, karamsarların mutluluğuydu. Hobbes kendi durumunu tarif etmekten keyif almaktaydı aslında. Bu durumdaki insanlar, ölümden korktukları ve güvenlik istedikleri için bir hükümdara mutlak iktidar vermeye razı olurlardı. Belki de kendi tarzı ile Hobbes, bu kadar bencil ve mekanik olduğu için insan doğasını eleştirmekteydi.

Leviathan adlı eserinin bir bölümünde şöyle yazmıştı:

“Periler, hangi dükkânda ya da tezgâhta dürdüler bu defteri, bir türlü bulamadı kocakarılar. Fakat gayet iyi bilinir ki Papazlar’ın Tezgahı, Üniversitelerdir ve buralardaki bilgi dalları da Papalık makamından kaynaklanır. Denir ki Periler bir insandan hoşnut kalmadıklarında, onu cezalandırmak için cinlerini salarlarmış üstüne. Kilise de bir sivil devletten hoşnut kalmadı mı kendi cinlerini yaratır. Hurafedir bu, meczup rahiplerdir. Fitne vaazları vererek hükümdarlarının ayağını kaydırırlar; kimi zaman da vaatlerle meczup edilmiş bir hükümdar, bir diğerinin ayağını kaydırır.”

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku